Tam Zamanında

‘Ben şunu yapacağım ve şu kadar zaman sonra da şu olmalı, sonrasında da bu olmalı’
Zamanla ilgili planlar yaparız, birçoğu tutmaz… Hayatımız aklımızın kontrolünde sanırız. Bu, arzularımızı ve evrensel düzeyde hayrımıza olacak olanı alıp 4 duvar arasına hapsetmekten başka bir şey değil.
Zamanla ilgili pek bir şey bilmiyoruz. Dileklerimizi belirledikten ve onları pozitif düşüncelerimizle besledikten sonra planladığımızdan biraz erken geldiğinde kapımıza ‘ Merhaba mucize, şimdi bu doğru zaman değil, başka zaman gel’ mi diyeceğiz? Ya da geç geldiğinde kapıyı açmayacak mıyız? Planladığımız zamana o kadar odaklanıyoruz ki… Yoksa elbette istediğimiz şey kapımıza geldiğinde koşa koşa açarız ama sorun şu ki; zamana o kadar takılıyoruz ki sipariş gelince farketmeyebiliyoruz. Pizza ısmarladığımızda pizzacı siparişi getirir, zili çalar ve biz açarız, pizzacıyı kapıda bekletmeyiz. Keşke arzularımızı gerçekleştirecek fırsatları farkettirecek bir zil olsa da , onları kapıda bekletmesek.
Kaç planınız uygun bulduğunuz zamanda hayrınıza olarak gerçekleşti? Benim cevabım çok az olurdu. Biri bana gelecekle ilgili bir şey sorduğunda son zamanlarda en çok söylediğim söz; Bilmiyorum, evren bunu bilmeme müsade etmiyor’ Zamanla ilgili bildiğim tek şey; evrenin dengesi içinde zamanın kendine ait bir dinamiği olduğu.  Bu dinamizim anlık değişimlerle oluşuyor. Bu sebeple hiç kimse neyin ne zaman olacağını bilemez. Zaman, bizim bu üç boyutlu algımızla anlayabileceğimiz bir şey değil şu an için, tam bir sis bulutu içinde, gizemli bir kavram. Gözlerimizin önündeki perdeden dolayı göremiyoruz, perde kalın…
Ne zaman bilemiyoruz ama ne oluyorsa doğru zamanda oluyor. Mükemmel bir denge, anda oluşuyor. Olan da, olmayan da tam zamanında oluyor. Olması gereken zamanda bazı insanlar hayatımıza giriyor, bazıları çıkıyor. Tam zamanında trafik ışıklarına takılıyor, tam zamanında işe geç kalıyoruz. Tam zamanında telefon çalıyor , tam zamanında o telefona yetişemiyoruz. Bunları aksilik olarak görüyoruz. Kırmızı ışığa takılıp işe geç kalmasaydık, işyerinde bütün gün kendimizi kötü hissetmemize sebep olacak kişi ile karşılaşacaktık belki. Ya da tam tersi, trafik ışıklarına takılıp işe geç kaldığımız için bizimle aynı anda ofise giren ve kendimizi bütün gün kötü hissetmemize neden olacak kişi ile karşılaşacaktık. Her iki versiyon da da zamanlama muhteşem. Evren incelikle çalışıyor. Hiç birşeyi iyi ya da kötü diye etiketlemeden objektif bakabilirsek olaylara hayat daha kolayca akacak. Kendimizi kötü hissetmemize sebep olan kişi, o günkü rehberimizdi belki. Tam o gün öğrenmemiz gereken ders için gönderilmiş bir rehber.
Günlük hayatta yaptığımız asıl şey, işe gidip gelmek, ailemizle vakit geçirmek ya da hobilerimize vakit ayırmak mı? Evren bu kadar mükemmelken, hayat bu kadar sığ olamaz. Asıl iş; bütün bunları yaparken, insanlarla etkileşimde bulunurken, kim olduğunu hatırlamak. Mahkum edilmiş gibi hergün sıkıntı içinde gidip geldiğiniz işin,  sizin sadece orda olmanız, ordaki insanlarla etkileşimde bulunmanız için kurgulanmış bir oyun olduğunu düşünün. Bunun sizin başka bir yerde iş bulamamanızla hiçbir alakası yok… Dersinizin orda olduğunu ve ders bitince ya o sıkıntılı durumdan kurtulacağınızı ya da başka bir işe geçeceğinizi düşünün. Herşey çok daha eğlenceli olmaz mı? Hergün işe gidip, bakalım bugün ne öğreneceğim ya da neyi farkedeceğim demek hayatı daha keyifli  kılacaktır. Herkese eşit şans vererek yapmak lazım bunu. Bazı dersler titiz bir çalışma ile tahmin etmeyeceğiniz yerlere gizlenmiş olabilir. Ordaki en önemli dersi belki çaycıdan alacaksınız ve düğümü çözüp başka bir seviyeye geçeceksiniz. Kendi enerjinize uygun, daha yüksek bir seviyeye, yeni bir işe, yeni bir pozisyona bambaşka bir hayata…
‘Truman show’ gibi hayat galiba.Filmden farklı olarak çevemizdekiler de hatırlamıyorlar, bizim gibi oynadıkları oyunu. Hepimiz oynuyoruz , rollerimizi gerçek sanarak… Rollerimize o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi, oyun arkadaşlarımıza gerçekten kızıyoruz bazen. Tiyatroda insanlar birbirini öldürebilir ama oyun bitince elele selamlarlar seyircileri.
Ama artık biz de uyanıyoruz, iş toplantısında kıyasıya tartıştığımız birine toplantı sonrasında gülümseyip göz kırpacağız ‘ iyi oyun çıkardık’ diye.  Yollarımızı ayırdığımız kişilere teşekkür edeceğiz, onca zaman üzüntü verdiği için. Gözümüzün önündeki perde incelecek, herşey netleşecek. Şeytanın da aslında bir melek olduğunu farkedeceğiz.
Ne zaman mı?
- Tam zamanında…
Evrenin mükemmel zamanlamasına saygı ve sevgiyle,
Mine Erkan
 
Bu yazı Ana Sayfa kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.